21 Haziran 2008 Cumartesi

http://www.damdakigusamektuplar.com/

omur için taşınma vakti..

15 Haziran 2008 Pazar

bir de bu yandan bakalım, dikkat edin yalnız başınız dönmesin..

Bir taraf eksik kaldı dedi hep. Hastalıklı bir tarafımız oldu. Ve biliyorum bir gölge gibi bırakmadı peşimizi. Karanlık tarafımız, sessizce bekledi karanlıkta, bazen bir bedene büründü, yolumuzu, nefesimizi kesti. Karanlıkta göremedik, yakalayıp yok edemedik. Ama biliyorum ki hiç bırakmayacak peşimizi. Hatta günden güne besleniyor, büyüyor, yok olmuyor.
Karanlık yanımız da bizle geliyor,
Karanlığa düşüyor bir yanımız
Gölgesinde bekliyoruz bir kadın ve üç çocuk.

Bir yanımız konuşamıyor, hiç öğrenememiş kelimeleri. İçine atıyor. Attıkça birikiyor. Taşlaşıyor. Acıyor, ağrıyor, yumruk oluyor, kırıp döküyor bir yanımız. Kırıklar saplanıyor, kanatıyor, kanla birlikte akıyor tüm zehir, yenilerine yer açıyor.

Bir yanımız kafasına vurulmuş. Parmağını kaldırmış, tahtaya kaldırılmış tüm parmakları kopartılmış. Ayakları kırılmış, gözleri oyulmuş. Ama şimdi oynaması bekleniyor ondan. Alkış tutuluyor, müzik çalıyor, hadi diyorlar hazır sahne neden oynamıyorsun?

balkondaki saksıda yağmur ormanları yetiştireceğim sonra kaybolacağım karanlığında.

Rüyadan sonra berbat hissediyorum kendimi. Çığlığımı koparmışlar sanki, yeri acıyor. Ama o acıya alışmam gerek. Kelimelerim cümlelerim yarım, eksik, vurgusuz. Korkuyorum, titrek bir zemin yaptım kendime, ne koyabiliyorum kendimi ortaya ne çekebiliyorum. Suyuna gidiyorum işte, üzerinde yürüyorum suyun, içine girmiyorum, hiçbir iz bırakmıyorum suda. İçimde suya dalmak isteyen, dibindeki taşları yerinden oynatmak, bir daha asla yerini bulamayacak kadar uzağa fırlatmak isteyen bir taraf var.

O tarafın peşine takılıp gideceğim güne kadar sürgünüm bu topraklarda ve sürgün olduğu bu topraklarda nefes almaya çalışması yetmezmiş gibi bir saksıya doldurduğu bir avuç çalıntı toprakta domates ve biber yetiştirmeye çalışan ruhuma lanet olsun.

kahvaltıya beklerim..domates var..biber vs.

ne yazdın bugün blogger?

Bir gün gelir ve tüm hüzün veren hikayeler anlamsızlaşır. Uyursun sadece, yemek yersin, içersin, öyle işte bir hayvan gibi. Sonra dönüp bakarsın, bir şeye üzülüyordum sahi neydi o? dersin, ya da demezsin bilmiyorum.

Ama ben daha kötü şeyler yazacağım. Daha fena şeyler daha edepsiz şeyler. Her cümlem kanatsın istiyorum, gözleri parçalansın, sığıntı duygularımın boğazını sıkmak istiyorum, tüm organları parçalansın. Ama önce o dili öğrenmem gerekiyor. Yeni bir dil öğrenmem gerek. O güne kadar yokum.

Kırgınlarımı bir ipe dizip asıyorsam boynuma, hatalarımı da asabilirim boynuma. Ve onlarla dolaşabilirim, taşıyabilirim, yardım istemem kimseden!

hesabını sormayacağım kimseye meydanlarda, edilen lafların..önemi yok artık..
kitaplarım var daha fazlası olacak. daha fazla şarkı olacak. onlar hep aynı şeyi söyleyecekler.

İZ

Pusula alınır ve not bırakılır. Not nasıl ezik kalır öyle pusulanın yanında. Pusula diyecek, notun diyemediklerini. Kalitesiz defterden koparılmış çizgili bir sayfaya yazılmaya çalışılmış bir cümle. Ve o cümlenin bir de geçmişi var. Yazılmış silinmiş sonra tekrar yazılmış dikkatli bakıldığında aslında o sayfada yüzlerce silik en üstte bir tane ezik cümle var. Pusulanın ne önemi var, hep aynı yönü gösterecek, gözümüz kapalı gideceğimiz yönü. Pusulanın ne hükmü var. Not mu? Ne notu? At gitsin, yok önemi.

Kolye alınır, eldiven bırakılır.
Pusula alınır, not yakılır.
Dilencinin elinde bir makine,
Ve bu gece şehrin tüm dilencileri, tüm sarhoşları ve tüm delileri
En güzel kıyafetlerini giyecek,
Süslenecekler
Bu gece sarhoş bir dilenci tarafından hepsinin fotoğrafı çekilecek.
Ve bir iz kalacak.
Onlardan geriye.
Ve bu gece sarhoş bir dilenci silecek
Tüm aşıkların izlerini
Hiçbir iz kalmayacak.
Onlardan geriye.

8 Haziran 2008 Pazar

nefes




çatlak bir ses..kuyudan gelen çatlak sese kulak verin.. Konuyla alakasızım bugün.. Konuya sonradan eklenmiş gibi değil de silinmişim üzerime yazılmış silintimin. Ama silintim canlı kalmış. Acı çekiyor yeni konunun altında. Zemin sıkıntısı çekiliyor bugünler de, boş ve yeni zemin yok bu nedenle silinip üzerine yazılıyor tüm öyküler. Ama hiç bir el öldüremiyor silintileri ve tüm silintiler acı çekiyor. Ne varlar ne yokların acısı. Silintilerin çığlıklarını dinle gece tam 03:00 da, silintinin ruhu dolanır.
Üç ayrı kadın var. Ormanın ıssızlığındalar. Üçü de ayrı yerde duruyor, üçünün de adı aynı. Karışmadan duruyorlar. Dünyayı değiştirecekler. Kopmuş insan kafaları var solumda. Önce koparılmış mavi , turuncu saçlar takılmış. Hepsi ölü. Mavi ne kadar canlıysa kafa o kadar ölü. Turuncu ne kadar parlaksa kafa o kadar soluk...
Ruhları böyle diriltemezsiniz! çatlak bir ses ormanın ıssızlığından...
Zeminsiz bir yeryüzünde kopmuş insan kafaları. Hepsi birbirine benziyor hepsi ölü. Ruhlar üst üste duruyor, ruhlar birbirine bulaşıyor, ruhlar anlaşılmaz bir sarmal. Ancak sağlı sollu ilerliyor tek şerit üzerinde ruhlar.
Üç kadın çalışıyor yeni temiz zemin açmak için ruhlara, unutturmak için tüm öğrenilmişlikleri yok etmek için perukları üç kadın üç ayrı yerden çalışıyor. Her ruha kendi öyküsünü yazması için uygun zemin verecekler ve ruhlar kendi hikayelerini yaratacaklar, üst üste durmayacak ruhlar ve nefes alacaklar. Sadece kendi öykülerini yazacak ve kendi bedenlerini üretecekler.
Üç kadın çalışıyor ormanın yalnızlığında.
Çatlak sese kulak verin..
Üç ayrı hikaye başlatacaklar..

hey lamba! ışık saçar mısın etrafa..bu gece yalnızca benim için..

kabahatim neydi benim.bu sırtamdaki yük? hepsi benim mi? size ait bir parça yok mu burada? örneğin bu kitap, bana ait olamaz, sonra bu masa..bana ait değil..peki bu ceket..bu şemsiye..hey!