21 Haziran 2008 Cumartesi

http://www.damdakigusamektuplar.com/

omur için taşınma vakti..

15 Haziran 2008 Pazar

bir de bu yandan bakalım, dikkat edin yalnız başınız dönmesin..

Bir taraf eksik kaldı dedi hep. Hastalıklı bir tarafımız oldu. Ve biliyorum bir gölge gibi bırakmadı peşimizi. Karanlık tarafımız, sessizce bekledi karanlıkta, bazen bir bedene büründü, yolumuzu, nefesimizi kesti. Karanlıkta göremedik, yakalayıp yok edemedik. Ama biliyorum ki hiç bırakmayacak peşimizi. Hatta günden güne besleniyor, büyüyor, yok olmuyor.
Karanlık yanımız da bizle geliyor,
Karanlığa düşüyor bir yanımız
Gölgesinde bekliyoruz bir kadın ve üç çocuk.

Bir yanımız konuşamıyor, hiç öğrenememiş kelimeleri. İçine atıyor. Attıkça birikiyor. Taşlaşıyor. Acıyor, ağrıyor, yumruk oluyor, kırıp döküyor bir yanımız. Kırıklar saplanıyor, kanatıyor, kanla birlikte akıyor tüm zehir, yenilerine yer açıyor.

Bir yanımız kafasına vurulmuş. Parmağını kaldırmış, tahtaya kaldırılmış tüm parmakları kopartılmış. Ayakları kırılmış, gözleri oyulmuş. Ama şimdi oynaması bekleniyor ondan. Alkış tutuluyor, müzik çalıyor, hadi diyorlar hazır sahne neden oynamıyorsun?

balkondaki saksıda yağmur ormanları yetiştireceğim sonra kaybolacağım karanlığında.

Rüyadan sonra berbat hissediyorum kendimi. Çığlığımı koparmışlar sanki, yeri acıyor. Ama o acıya alışmam gerek. Kelimelerim cümlelerim yarım, eksik, vurgusuz. Korkuyorum, titrek bir zemin yaptım kendime, ne koyabiliyorum kendimi ortaya ne çekebiliyorum. Suyuna gidiyorum işte, üzerinde yürüyorum suyun, içine girmiyorum, hiçbir iz bırakmıyorum suda. İçimde suya dalmak isteyen, dibindeki taşları yerinden oynatmak, bir daha asla yerini bulamayacak kadar uzağa fırlatmak isteyen bir taraf var.

O tarafın peşine takılıp gideceğim güne kadar sürgünüm bu topraklarda ve sürgün olduğu bu topraklarda nefes almaya çalışması yetmezmiş gibi bir saksıya doldurduğu bir avuç çalıntı toprakta domates ve biber yetiştirmeye çalışan ruhuma lanet olsun.

kahvaltıya beklerim..domates var..biber vs.

ne yazdın bugün blogger?

Bir gün gelir ve tüm hüzün veren hikayeler anlamsızlaşır. Uyursun sadece, yemek yersin, içersin, öyle işte bir hayvan gibi. Sonra dönüp bakarsın, bir şeye üzülüyordum sahi neydi o? dersin, ya da demezsin bilmiyorum.

Ama ben daha kötü şeyler yazacağım. Daha fena şeyler daha edepsiz şeyler. Her cümlem kanatsın istiyorum, gözleri parçalansın, sığıntı duygularımın boğazını sıkmak istiyorum, tüm organları parçalansın. Ama önce o dili öğrenmem gerekiyor. Yeni bir dil öğrenmem gerek. O güne kadar yokum.

Kırgınlarımı bir ipe dizip asıyorsam boynuma, hatalarımı da asabilirim boynuma. Ve onlarla dolaşabilirim, taşıyabilirim, yardım istemem kimseden!

hesabını sormayacağım kimseye meydanlarda, edilen lafların..önemi yok artık..
kitaplarım var daha fazlası olacak. daha fazla şarkı olacak. onlar hep aynı şeyi söyleyecekler.

İZ

Pusula alınır ve not bırakılır. Not nasıl ezik kalır öyle pusulanın yanında. Pusula diyecek, notun diyemediklerini. Kalitesiz defterden koparılmış çizgili bir sayfaya yazılmaya çalışılmış bir cümle. Ve o cümlenin bir de geçmişi var. Yazılmış silinmiş sonra tekrar yazılmış dikkatli bakıldığında aslında o sayfada yüzlerce silik en üstte bir tane ezik cümle var. Pusulanın ne önemi var, hep aynı yönü gösterecek, gözümüz kapalı gideceğimiz yönü. Pusulanın ne hükmü var. Not mu? Ne notu? At gitsin, yok önemi.

Kolye alınır, eldiven bırakılır.
Pusula alınır, not yakılır.
Dilencinin elinde bir makine,
Ve bu gece şehrin tüm dilencileri, tüm sarhoşları ve tüm delileri
En güzel kıyafetlerini giyecek,
Süslenecekler
Bu gece sarhoş bir dilenci tarafından hepsinin fotoğrafı çekilecek.
Ve bir iz kalacak.
Onlardan geriye.
Ve bu gece sarhoş bir dilenci silecek
Tüm aşıkların izlerini
Hiçbir iz kalmayacak.
Onlardan geriye.

8 Haziran 2008 Pazar

nefes




çatlak bir ses..kuyudan gelen çatlak sese kulak verin.. Konuyla alakasızım bugün.. Konuya sonradan eklenmiş gibi değil de silinmişim üzerime yazılmış silintimin. Ama silintim canlı kalmış. Acı çekiyor yeni konunun altında. Zemin sıkıntısı çekiliyor bugünler de, boş ve yeni zemin yok bu nedenle silinip üzerine yazılıyor tüm öyküler. Ama hiç bir el öldüremiyor silintileri ve tüm silintiler acı çekiyor. Ne varlar ne yokların acısı. Silintilerin çığlıklarını dinle gece tam 03:00 da, silintinin ruhu dolanır.
Üç ayrı kadın var. Ormanın ıssızlığındalar. Üçü de ayrı yerde duruyor, üçünün de adı aynı. Karışmadan duruyorlar. Dünyayı değiştirecekler. Kopmuş insan kafaları var solumda. Önce koparılmış mavi , turuncu saçlar takılmış. Hepsi ölü. Mavi ne kadar canlıysa kafa o kadar ölü. Turuncu ne kadar parlaksa kafa o kadar soluk...
Ruhları böyle diriltemezsiniz! çatlak bir ses ormanın ıssızlığından...
Zeminsiz bir yeryüzünde kopmuş insan kafaları. Hepsi birbirine benziyor hepsi ölü. Ruhlar üst üste duruyor, ruhlar birbirine bulaşıyor, ruhlar anlaşılmaz bir sarmal. Ancak sağlı sollu ilerliyor tek şerit üzerinde ruhlar.
Üç kadın çalışıyor yeni temiz zemin açmak için ruhlara, unutturmak için tüm öğrenilmişlikleri yok etmek için perukları üç kadın üç ayrı yerden çalışıyor. Her ruha kendi öyküsünü yazması için uygun zemin verecekler ve ruhlar kendi hikayelerini yaratacaklar, üst üste durmayacak ruhlar ve nefes alacaklar. Sadece kendi öykülerini yazacak ve kendi bedenlerini üretecekler.
Üç kadın çalışıyor ormanın yalnızlığında.
Çatlak sese kulak verin..
Üç ayrı hikaye başlatacaklar..

hey lamba! ışık saçar mısın etrafa..bu gece yalnızca benim için..

kabahatim neydi benim.bu sırtamdaki yük? hepsi benim mi? size ait bir parça yok mu burada? örneğin bu kitap, bana ait olamaz, sonra bu masa..bana ait değil..peki bu ceket..bu şemsiye..hey!

yol


yeahhh

Çekil kenara ben mutlu ederim seni. Her şey istediğin gibi olacak. Sen nasıl istersen, hatta istediğinden daha iyi. Sen daha ne istediğini bilmeden ben bilip çıkartacağım karşına. Mutlu olacaksın. Tüm planlar sana göre yapılacak. Sen uyuduktan sonra uyuyacağım, yorulmak yok. İstediğin yerden geçeceğiz, istediğin yemekler yenecek. Hadi boya, hangi rengi istersen işte. Tam ortasına istediğin figürü çiz, bence çok büyük olsun, mesela bir ejderha, biliyorum ejderhaları seviyorsun, bence tam bize uyuyor, düşlerde var oluyor. Evet evet bir ejderha çiz tüm resmi kaplasın, tam üstümüze çiz, mesela ejderhanın tırnakları tam benim üstüme gelsin, evet öyle istiyorum. Bunu hak ettin.

Yürümek istediğinde yürüyeceğiz birlikte ama yalnızca senin izlerin olacak. Bunu hak ettin. Toprakta senin ayak izlerin yalnızca, geçtiğin yerler belli olacak, benimkiler boşlukta asılı. Bir ejderha tırnağının ağırlığına ihtiyacım var var olmak için karşında. Hadi çiz. Bir ejderha çiz. Ya yanıp kül olacağım aleviyle, ya da bir çift ayak izi daha olacak toprakta.

...

Brothers Everywhere
Raise Your Hands Into The AirWe're Warriors
Warriors Of The World
Like Thunder From The Sky
Sworn To Fight And Die
We're Warriors
Warriors Of The World

7 Haziran 2008 Cumartesi

sıcak sıcak




güzelim


bişey soracağım guş! müsaitsen tabi? (bir de sana bir isim koymalıyız bence)

Kaç defa dinlenebilir bir şarkı? Ya da bir insan kaç defa dinleyebilir aynı şarkıyı hayatı boyunca? Tüm hayatı boyunca aynı şarkıyı dinleyebilir mi? Ya da ne kadar yeter bir şarkı insana? Ne kadardır ömrü? Yok insanın değil, şarkının ömrünü soruyorum?

selam damdaki guş; ihmal ettim seni, böyleyim

Sen yazmadın bu nedenle ben yazayım dedim. Yazmak zorunda değildin de nedense yazmayacağında hiç gelmedi aklıma. Niye gelmedi? Bu bir sorun mudur? Hep böyle oluyor. Bahsetmiştim ya anlamımı arıyorum diye ortalıkta. Her kitapta, her film de, müzik ya da insan da.
Ama o kitap o kitap değildir.
O müzik taşımaz bir yere.
Ve beklenen haber gelmez…

Ve o insan o insan değildir. Boşuna beklenir. Boşuna beklerim ben boşluğa beklerim. Tüm bekleyişlerim boşluğadır. Her adımda doldurmaya çalışırım boşluğumu kendimle. Ama daha da büyür. Hayat boşluğu. Gerçeğin içi boştur. Acı doludur. Acı düştüğünde yüreğe başka bir boyuta gidilir. O yatak her gün uyandığın yatak değildir. O yol yürüdüğün sabahları başka bir yere gider artık. Ama sadece senin içindir. Acının kolları yapıştığında boynuna nefesinin kesilmesidir gerçek olan. Yok edemezsin. Var da edemezsin. Acı gelir ve gider. Acı gelir oyun biter. Acı gider yeniden oyuna. Tekrar başla ya da devam kaldığın yerden oyunumuza.
Boş bir oda. İstediğin gibi yerleştir eşyalarını. Kitapları yere, elinin kolay uzanabileceği yere koy. Birde kolay da battaniye olmalı ve yastık. Kolay uyuyabilmek için. Bir lamba şart ve masa, ve kolayda sarı kağıtlar ve siyah keçeli, siyah kurşun kalemler. Kolayda olmalı işte her şey, elinin altında, yormamalı.
Boşluğu bekle sonra…

biri elini kafamın içine sokup parmaklarını kollarıma geçirse ağzımı dikse ve oynatmaya başlasa beni hiç şaşırmam

kuklalar için uyku vakti.

bir hezeyandan bir hezeyana koşarak ilerliyorduk o günlerde, yeni dolamıştık hezeyanı dilimize..sevdikte biraz, abarttık sanırım bu yüzden..

Nasıl oldu ömür hanım. Nasıl oldu da yeniden kapıldınız duygularınıza. Evet ömür hanım yanlış duymadınız, duygularınıza diyorum, unuttuğunuzu sandığınız duygularınızı. Bakın çıkıyor, hiç eksilmemişler. İki yıl, az değil ömür hanım iki yıl sonra kaldıkları yerden devam etmeye çalışıyorlar. Kaldıklarını sanıyorduk, durduklarını ya da vazgeçtiklerini. Vazgeçmemişler ömür hanım hem de hiç. Duruyorlar işte dimdik karşımızda. Hadi diyorlar ömür hanım HADİ! Gidebilecek misiniz? Ömür hanım peşlerinden, ne diyorsunuz? Salacak mısınız onları? Tırnaklarınızı geçirdiğiniz kanları üzerinde kurumuş duygularınızı ÖZGÜR! Bırakacak mısınız? Yaz bitti. Oturulmaz artık balkonda, zamanı geçti. Zamanı geçti mi ömür hanım? Aşık mısınız Ömür hanım? Yaz bitti ve geçti zamanı mı diyeceksiniz?
Kirlisin ömür hanım, çok kirlisin. Tırnaklarının arasına bak, kan var ömür hanım pislik var. Arınabilecek misin? O kirli ellerinle yeniden en baştan tertemiz olabilecek misin? O kadar diri olabilecek mi ömür hamım? Yoksa ölü bir çocuk mu doğuracaksın? Ve yürümesini mi bekleyeceksin ömür hanım? Bitmiş bir aşktan sonra doğacak tüm aşklar ölüdür ömür hanım? Ve ölüler ömür hanım! Yürümezler yalnızca gömülürler! Ölü bir çocuğu sevebilir misin? Ölü bir çocuğu sahiplenebilir misin ömür hanım?

Kaybettiklerim canlı, diri çocuklarım. Kaybettiklerim önemli, öyle sessizce kimsesiz kaybolmasına müsaade etmem ben. Haykırmalıyım önünde insanlığın, önce saygı duruşuna geçmeli kaybettiklerimin önünde insanlık sonra kaybolmalılar.

Saat sabahın 5 i. Ve ben düşünüyorum, zihnim yetiyor her şeyi düşünmeye. Nasıl da sığdırabiliyorum. Çaresizlikler geliyor gözümün önüne, bak yine aynı an, işte tam gözümün önünde plastik kovanın üzerindeki yazılar, aklımda içindeki soğuk su ve ateş ve yanışı kovanın ve buharlaşması suyun. Niye aşk diyince çaresizlik geliyor aklıma.
Uyandıklarında akşama dair bir bulantı duymamalı sarhoşlar ve aşıklar.

SAHNE!
IŞIKLAR!

…ve işte sahne senin..
Hey sana söylüyorum, sahne diyorum evet senin!

Yaşasın benim! Oldu işte oldu sonunda. Sahne benim.
O kadar yükseğe çıksam ki
Her şeyin üstüne
Herkes görse beni
Sende görsen

4 Haziran 2008 Çarşamba

elmastan olsaydı gözlerim.

Değer nerede? Nasıl değerli olabilirim karşında. Gece uyurken değil, ya da iki bira sonrası da değil, sen tam gözlerime bakarken, ya da çıplakken karşında nasıl değerli olabilirim, nasıl dik durabilirim. İçime baktığımda başım dönüyor, dibi görünmeyen bir boşluk, gözlerimi kapatıp tutunacak yer arıyorum ve uzaklaşıyorum kıyıdan. Karanlığım yokmuş gibi yapıyorum, bulaşık yıkıyorum, elimde vilada sopası tozları alıyorum, gazete kağıtlarına sarıyorum cam bardakları ve kolilere yerleştiriyorum, böyle yaşadığımda sorun olmuyor bir süre.

Olmayacak biliyorum. Yetemeyeceğim bu halimle. Ne, nasıl eksik kalmışsa ne yapsam kapatamayacağım. Elimde bir çubuk kafamın üstüne koyarak boyumu uzun göstermem gerekecek hep aranızda. Gülen bakışlarınızın arasında uzun uzun dolaşacağım. Bir damla çığlık için bedeller ödemem gerekecek. Daha da fenalaşacak. Ellerim yorulacak. Maske düşecek. Boyum kısalacak. Yorulsun istiyorum ellerim. Herkes çok net görecek ruhumdaki hezeyanı, bedenime yansımasını, çürük kokuları yükselecek bedenimden, iğrenç kolonyalı mendillerle kapatmaya çalışacağım. Sıcaklar geliyor. Daha da fenalaşacak evet. Çürük bedenimle bir suçlu gibi dolaşacağım aranızda. Yoruluyorum. Taşıyamıyorum. Yanımda dağıtmam gereken hediyeler, bedeller, ödüller, susuşlar, bol şefkat, kuralsız anlayışlar taşıyorum. Hepsinin kökleri kırgınlıklarımın içinde, kırgınlık büyüyor, kökler büyüyor güçleniyor uzuyor karanlığa doğru, dallar besleniyor uzuyor boyları gökyüzüne doğru, ne güzel parlak bol yemişli dev gövdeli gövdesinde kovukları olan dalların altında gölgesi olan bir ağaç oluyor.

( Bir ağaç çiz, kalın gövdeli anlattığın gibi işte, kovukları olsun. Görünen ne kadar dalı varsa o kadar da kökü olsun toprağın altında. Bazı yerlerde dallar çürüsün birden bitsin bazıları. Bazı yerler de güzel parlak yeşil pembe işte sen nasıl istersen öyle olsun. Ama köklerin hepsi güçlü sağlam sağlıklı olsun.

Balta çiz. Balta. Köklerimi kesmeli dallarımı ama? )

Elmastan olsaydı gözlerim, ne kadar olurdu değerim? Ama öyle olsaydı eğer gözlerimi oyar, elmasları çıkarır masanın üzerine koyar ve göz kapaklarımı dikerdim.


*sabuklanma (isim, ruh bilimi) - Bazı hastalıklarda görülen abuk sabuk konuşma, anlamsız davranışlarda bulunma vb. belirtiler gösteren ruh bozukluğu, hezeyan.

31 Mayıs 2008 Cumartesi

iğne

31.05.2008 - rüya

29 Mayıs 2008 Perşembe

toka- laş- mak da neymiş

04.04.2008 (umarım)

Tokalaştık bugün onunla, ruhumda kısa bir seyahatten sonra ona göre ikinci kez bana göre ilk kez tokalaştık. Ki bugün yaptığımız kısa gezinti çok hoş değildi daha çok benim odaklandığım tokalaşmamızdı..başka ruhlarda dolanacağım bu akşam biliyorum. Ne soğuk laf değil mi başka evet başka yerlerde olacağım. Bildiğim yer dışında yani. Ama biliyor musun şu andan itibaren çok sorun etmeyeceğim bunu. Çünkü senin yanındayken de başka yerdeydim ben. Yani yabancıydım ki yine. Yani fark eden çok bir şey yok aslında. Hatta iyi oldu böyle rahatım şimdi ilk kez. Ha ha güçlüyüm………. Anne!

kolye

Çaresiz özlem diyoruz biz buna. Biz kim miyiz , şöyle anlatayım; biz;

Bu dağınıklığın içinde kendimiz için küçük bir düzen istemiyoruz.

Birer birer diziyoruz kırgınlıklarımızı ipe.

Boynumuzda taşıyoruz.

28 Mayıs 2008 Çarşamba

malacandra


'' onun sesinde kan yoktur. onun sesinde kan yerine ışık vardır''

oyarsa - neden böylesine korkuyorsun Thulcandralı Ransom?
ransom - senden korkuyorum Oyarsa, çünkü bana benzemiyorsun ve seni göremiyorum?
oyarsa - bu söylediklerin o kadar da büyük nedenler değil. ikimizde Maleldil'in suretleriyiz.

sesisz gezegenin dışında - c.s.lewis

Posted by Picasa

perşembe

27 Mayıs 2008 Salı

zor

tanrım ne zor insanın kendini taşıması..ahh

20 Mayıs 2008 Salı

31 aralık

aralık
tüm kapılar
kapandı artık
kapalı artık

21.12.2005/otobüs

12 aralık

bugün 12 aralık
ve sanki hala bir
kapı var
aralık..

12.12.2005/metro/sabah

saHİPsiz

bir duruşum yok benim
duruşsuzum ben
bir duruşum yok sana karşı
ya da durduğum yer
sana göre değil
bana göre hiç değil
bize göre değil
durduğum yer sakat benim
duramadığım yerler
duramıyorum
sahipsiz

8 Mayıs 2008 Perşembe

*

'anlatılmamış hikaye yalan doğurur'
ursula k. le guin
seggri meselesi

hiç bir şey olmamış gibi...

7 Mayıs 2008 Çarşamba

güzel günlerdi

yeterince sevilmeyen yeterince nefret edilmeyen günlerdi. yada tam tersi hepsinden yeterince yapılıyordu, yeterince yağ sürülüyordu ekmeğe fazlası değil. çığlık istendiğinde damarlara yeterli dozda enjekte ediliyordu. sancı ile karışık bir ses çıkıyordu rahatlamaya yarıyordu. kavanozlarda taşıyorduk sevgilerimizi, uygun ortam bulduğumuzda çıkartıp çantamızdan kapağını açarak yeterli miktarda kullanıyorduk.
biralarıda 33 cl lik tüplerde içiyorduk işte o biraz o komikti.
güzel günlerdi.

çanta çiçeği

benim derdim size erişmek değil. dikkatinizi çekmek istiyorum yalnızca.yoksa konuştuğunuz dili bilmiyorum. yanızca içinizde bir bahçe olduğunu biliyorum, tanıdık bir bahçe, orada biraz dolaşmak ve belki bir yaprak koparmak istiyorum yalnızca, yoksa çıkardığınız sesleri, yaptığınız hareketleri anlamıyorum.
duvarlarınız geçebileceğim türden değil, kapılarınız çalabileceğim gibi değil, pencerenizin önünde unuttuğunuz bir çiçek var onu biliyorum adı: çanta çiçeği.

sırt çantam nerede!

sırt çantam nerede?
ne zaman uyanmak istemesem sabahları işe gitmek için, sırt çantamı alıp gideceğimi hayal ederek kandırıyorum kendimi, sonra kol çantamı alıp işe gidiyorum.
hesap vermedim kendime bu kandırmaca için, bakışarak anlaştık. anlamadı ama anlar gibi yaptı, eğdi başını önüne kol çantamın içinde sessizce benimle işe geldi.

sınır tanımıyordu kötülük..birilerinin hatırlatması gerekti

insanlardan korkuyorum, çünkü KÖTÜLÜĞÜMÜN bir sınırı yok.

29 Nisan 2008 Salı

30 nisan - ilk buluşma

elinde bir not defteri ile yıllardır izliyormuş beni, her hareketimi not etmiş, hiç bıkmadan yıllarca hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan not etmiş defterine, her yerde takip etmiş beni. Ne varsa hayatımda o defterde şimdi. Yaşananları yazmış olduğu gibi, konuşmalarımı yazmış ne anladıysa, ağlamalarımı yazmış, durmalarımı yürümelerimi hiçbir şey atlamamış üşenmemiş yazmış. Şimdi kendi yoluna gitmek istiyor ve defteri bana vermek istiyor.
ne diyorsun damdaki guş?

23 Nisan 2008 Çarşamba

peyote

istediğim son şey gerçek olan...

zamanı geldiğinde

o yıldızı göreceğimi biliyordum birgün...bir gün boşlukta asılı tüm hareketlerin bir yeri olacağını biliyordum..zamansız tüm sözlerin zamanı gelecek bir gün...

23.02.2007

net olmayan gidişler

gidebiliyorduk önceden damdaki kuş alıp başımızı bazen..öyle çok uzaklara değil..net gidişler değil..gittiğimiz yerden çok zaman geçirmeden dönüyorduk geriye ama olsun ne güzel gidişlerdi..

22 Nisan 2008 Salı

deniz beni de çağırıyordur belki..

20 Nisan 2008 Pazar

benim yüzeceğim sular hangi nehirde

kötü bir tat ağzımda, tüm damarlarımda ağrı, uzatsam şu an ellerimi titreceyecek biliyorum. korkutucu bir gün korkutucu bir sabah. bunalıyorum. atmak istiyorum üzerimdeki kalın siyah örtüyü artık. vakti gelmiştirde çoktan geçmiştir hatta. ya ben örtüyü atmalıyım ya da yağmur yağmalı hiç durmadan. ne yağmur yağıyor ne ben örtüyü atıyorum. terliyorum. soğuk su içiyorum fayda etmiyor. kafamdan aşağı boşaltmayı denemeliyim içmek yerine belki de. benimde yüzeceğim denizler olmalı kainatta. terlemeden yürüyebileceğim sokaklar olmalı bu şehirde. benimde nefes alacağım bir gökyüzü. benimde çığlığım olmalı. sabah 08:23 canım bira istiyor. bir parmak sallanıyor beyaz parlak bir ışıkta - şşşş ıı alkolizm belirtileri bunlar! nasıl da rahat sallıyor parmağını, nasılda rahat bakıyor bana beyaz ışıkta gözleri kamaşmıyor yüzü kızarmıyor..kim lan bu.. evet lan diyorum öyleyse öyle. bu dönem böyle. tamam o dönemde böyleydi şu dönemde böyle olacak. sabah sekiz akşam sekiz ne fark ederki aynı amaç için içiyoruz işte. aynı boşluk için ya da aynı yokluk için işte. sabah sekizde yani uyandığımda cehenneminize aynı zamanda yokluğumun içine uyanıyorum..
yüzme bilmiyorum biliyorum ellerimi uzatsan titreyecek biliyorum..

19 Nisan 2008 Cumartesi

Posted by Picasa
Posted by Picasa

kolye

Posted by Picasa
Kim bilir şu benim avucumda sıkı sıkı tuttuğum henüz sabahken yolda bulduğum bir kadına ait olan kolye sizindir, o bahsi geçen bir kadın siz misiniz? Eğer sizseniz tanıyorum sizi.. henüz sabah başladım düşünmeye sizi..öylece yatıyordu kolye yerde ama yanında duran plastik eldiveni anlamadım..siz anlarmıydınız? Onu almadım..kolyeyi aldım ama eldiveni almadım..ama aklım eldivende kolye avuçlarım da..hep bıraktıklarımız kalıyor aklımız da değilmi? Öylece tüm gizemleriyle kalıyorlar bıraktıklarımızın arasında…kolyenin hükmü kalmıyor eldivenin gizemi altında tüm varlığına rağmen eksik kalıyor hep…
Posted by Picasa

bakışma

Posted by Picasa
ben geçmişimn hesabını veriyordum o bize bakarken...
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa
- haydi gidelim, yeterince bekledik, gelmeyecek.
- bir ses duydum sanki, biraz daha mı beklesek..

18 Nisan 2008 Cuma

yok başka bir şey...

yok öyle değil diyebiliyorum şimdilik...

15 Nisan 2008 Salı

delilerde yazıyordu o gün ne güzel bir gündü

bir delinin yere düşen notları savruldu ve teker teker dolandı ayaklarınıza, süründü yerlerde sabahın köründe, farkında olduğunuz tek şey saat - geç kalmış bir otobüs- geç kalınmış bir iş ve koku- meşguldünüz..uzaklaşmanıza neden olan kokusundan başka bir de yazdıkları vardı.yalnızca koku kaldı aklınızda.aklımızda.
(okuyabildiklerim..)
hayırdır abi? neyiniz var..bilmiyor musunuz? yoksa içinizde konuşamıyor musunuz? hiç kursa gittiniz mi?

16.04.2008 sabah durak

bir delinin yere düşen notları. kağıdı yerden alma gereği duymadan tarafımca ayakta okunmuştur.belki tarafımca korkulduğundan - oturduğu yerden notlarına bakan delinin gözlerinden- (belki de deli olmayanların gözlerinden) kağıt yerden alınıp elde okunmaya hatta çantasına konulmaya cesaret edilememiştir tarafımdan.

not: notların pek farkı yoktu tarafımca yazılan notlardan..

12 Nisan 2008 Cumartesi

one and half year

one and half year

6 Nisan 2008 Pazar

gerek-li-miydi?

en uzun yolu seçmenin nedeni nedir bu vadiye ulaşmak için? en zor yollardan sırtına bir sürü gereksiz yük alarak gelmenin nedeni nedir? ya bu çamur..nerelere bulaştın? gerekli miydi?

1 Nisan 2008 Salı

evet


tabikiolric


yağmur

aniden bastırdı yağmur, ama hiçbirimiz ıslanmadık. görünmez şemsiyelerimiz vardı bizim. yağmuru da kandırdık. ey! yağmur dünkü çocuk! sen toplarken damlalarını biz çoktan ıslanmıştık..
her oyuna sahnenin tam ortasında hazırlandık..

bağ


bu sayılmaz! baştan..

Sonunda hiçbir şey olmuyor hikayenin. Aslında çok şey umularak çıkılıyor yola. Tüm bedenle sarılıyor, kan içinde kalınıyor sonra sona gelmeden yorgun düşülüyor. Belki yeterince inanç olmadığından, sonra içgüdüsel olarak tekrar deneniyor ama yokluk kendini gösteriyor her zaman tek başına olmuyor. Ruh tatmin olamıyor. Sonra bilinmeyen aslında ruhtan en uzak ama o an en yakın yoldan sapılıyor. Belki diyor. Ama biliyor gittikçe uzaklaştığını etrafında dolaşıyor hep ama içine giremiyor. Tam kapının önünden geçiyor ama içine girmek çok uzak. Ve kabulleniyor ruh. Ve biliyor orgazmdan çok uzak olduğunu. Ve kendini avutuyor ruh. Yetinmeyi biliyor. Sonuna kadar doldurmuyor bardağı, kana kana içemiyor tam yarıda kesiyor. Kendini biliyor. Ne yapacağını bilemiyor.

Ruh;
- Yüzmeyi bilmeyenlerin, ağırlık bağlamalarına gerek yok ölmek için…

Tam çığlık atacakken susmayı öğreniyor ruh. Haddini biliyor, çizilen yerden gidiyor, çizgiyi aşmıyor. Bu sebepten seviniyor, rahat ediyor ruh.

Ruh;
- Hayallerimi de öğrettiler. Aya baktığımda bisikletli çocuğu görmeyi ummanın dışında başka bir hayalim yok.


Sahnelere oynuyor bazen, en arka koltukta zannederken kendisini yakalıyor kendini ve kulağını çekiyor. Eğiyor başını önüne aynı cümleleri okuyor yeniden. Bütün cümleleri biliyor, bildiği cümleleri yine okuyor yine biliyor. Hep aynı şeyi biliyor…
Sabit bir değer olmak istiyor. Girdiği tüm tepkimelerden etkilenmeden çıkmak istiyor. Formül onu bağlamasın istiyor, ona bakarak bozulsun istiyor girdiği tüm tepkimeler.
Sabit bir değer olmak zor…

Ruh;
- Hep başkasının bahçesindeyim ve yediğim tüm elmalar çalıntı. Ve anladım ki böyle doğuyor insan benim hiçbir zaman bir bahçem olmayacak. Daralanlar festivali düzenleseler ya. Herkes göstersin nasıl daraldığını, nasıl sıkıştığını nasıl gömüldüğünü toprağa. En iyi bunalana ödül verilse, ödüle boğulsa… Ölmek istemiyordum. Bedenimden kurtulmak istiyordum yalnızca. Bedenim acı çektiriyordu çünkü bana, hapsediyor, köşeye sıkıştırıyor, çaresizleştiriyor. Buna bir son vermeliydi. Ölmek değildi istediğim, hatta daha çok yaşamak istiyordum. Ama yeniden başlamak istiyorum, bu sayılmaz baştan..Sadece yaşamak istiyorum bedenim olmadan ama kendi bahçemde.
Sabit bir değer olmak kolay…diye düşünürken muavinin sesiyle sıçrıyor ruh koltuğundan.


Muavin;
- Doğumdan ölüme seyahat eden Bi duramadınız yerinizde Turizmin sayın yolcuları, sorarım size nedendir bu yer değiştirmeler, neden kaçıştır ya da neyi kovalamaktır. Bakın ben duruyorum, yer değiştirmiyorum. Geldiğim yer kadar geri gidiyorum. Bu nedenle yer değiştirmemiş oluyorum. En azından ben durduğumu biliyorum. Tek yaptığım yolculara hareket zamanını bildirmek..ha bu arada ne diyecektim ben sizlere; oyunumuz yalan arayışı ve depolama ihtiyacınız için yarım saatlik mola vermiştir, mola süreniz dolunca lütfen oyundaki yerlerinizi almanız önemle rica olunur.

Yol kenarındaki ağaç;
- Ben pek kımıldamıyorum yerimden. Çünkü zamanı bilmek için durmak gerekiyor. Zaman akıyor sizler akıyorsunuz. Bir çift parlak gözsünüz benim için karanlık yolda. Ben bir karartı sizin için yol kenarında. Sizler mola veriyorsunuz bu akışa, soluklanıyorsunuz yanımda bazen. Ve sonra devam ediyorsunuz, size iyi yolculuklar, durduğunuz için teşekkürler.

Ruh;
- Ben hiç yere tükürmedim. Hiç koltuğumu arkaya yatırmadım otobüslerde. Bana verilen yere sığışmaya çalıştım hep. Molalara inmedim, insem bile mola sürem dolmadan yerimi almayı bildim otobüsümde.

Muavin;
- Bi duramadınız yerinizde Turizmin sayın yolcuları; mola süreniz dolmuştur, lütfen oyundaki yerlerinizi alınız. Eğer yeriniz kalmışsa tabi.
Doğumdan ölüme
Baştan sona
Ayvadan nara
Bahçeden bağa
Ağaçtan ormana
Dönmeli yurduma :)

Ve kaldığı yerden devam eder hikaye son hızla…

Muavin;
- Ya aşağıda yolcu kalmışsa?

itiraf

- itiraf ruha iyi gelir montejan, yeni günahlara yer açar...

31 Mart 2008 Pazartesi

jjj 27











hayallerayakbağı


joy division - she's lost control

sret


bazen bir şeyler ters gider...


Her şey yazılabilir ve geliştirilebilir bir konu başlığı aslında. Bir başlanılsa serbest çağrışım kisvesi altında mecburi istikametten gelir gerisi…

ay

3.10.2007 -
ay yarım bugün.. yarım yarım dolaşıyor.. aslında bir bütün, biz yarısını görüyoruz..aslında insanlarda bir bütün biz yarısı görüyoruz, yarısı karanlığa düşüyor...

cam


Rüzgarda saçları dağılmayan kadınlar..
Dağıtsaydı rüzgar saçlarınızı biraz sevebilirdim sizi..
Ama o zaman siz olmazdınız ki
Bu bedenler sizin olmasaydı
Siz olmazdınız ki
Bedenlerimiz olduğu için varız
Bedenimiz için varız ya da
Benimiz bedenimiz
Kızarsa idi sıcakta yüzleriniz
Siz olmazdınız ki
Gizleniyorum sizden
Sizi bana indirgeyemem ki
Bedenime indirgeyemem ki
Daraltamam ki kendimle bedenimle sizi
Çok güzelsiniz siz

Bu saatte dağın maviyle birleştiği yerde
Gece
Ateş yakıp dans ediyorsunuz
Dansınız o kadar uyumlu ki bedenlerinize
O kadar uydunuz ki geceye
Sesleriniz o kadar güzel ki
Şarkılarınız rüzgarla o kadar uyumlu ki
Uykusuz mavi halkalı gözleriniz bile ayrı güzel

Ben karışamam ki geceye
Geceyi bölemem ki bedenimle
Ahengini bozamam ki

Varsınız tüm bedenlerinizle
Karşınızda duramam ki

Bu sebeple yarattınız aynaları
Dağılmayan saçlarınız yansırken aynaya
Ben bakamam ki saçlarıma…
Her adım başına yerleştirdiniz aynalarınızı
Bütün dört duvarlarınızın içine
Duvarlarınızı da aynadan yaptınız
Gözlerinize aynalar taktınız
Aynadan maskelerle dolaştınız
Kıyı bırakmadınız ki izleyebilmem için sizi
Her yanda yansımalarım karşımda
Beni kendimle bıraktınız

Benim tek istediğim baktığımda yalnızca sizleri görmek
Ve izlemek

muhatabbulamıyoruzkiisyanedelim

28.10.2007
caddenin ortasında yatan yaralı bir bedenin endişe içinde beklerken üzerinden dört tekerleğin geçerek yaralıbedenin parçalara ayrıldığı bir dünyada yaşıyoruz...anlamsız ve komik gelir sağlıklı yaşamak.. bir yüreği olmalı hayatın bir yerlerde kalmış bir yüreği olmalı bu kadar soğuk bu kadar taş olamaz..ikinci kez öldüremezsin ey hayat..duy beni yaralı bir bedene dokunmamalısın..lanet olsun!

analiz



5.11.2007


Peki ben nasılım ruhi bey? Hey hey buradayım işte, tam karşınız da duruyorum. Ama sanırım göremiyorsunuz değil mi? Evet öyle. Duyamıyorsunuz da sanırım. Ben de öyle ruhi bey ne görebiliyorum nede duyabiliyorum kendimi. Koca bir hiç görüyorum. Bakın kelimelerime bir işaret bırakmak için yazıyorum dikkat çekmeye çalışıyorum ki görmeyip üzerime basmasın kimse diye. Hey! Duyuluyor muyum? Ya da gören var mı beni. Ah tanrım lütfen bir işaret neden bu kadar yokum ben. Peki ama ben neyim. Peki ben peki ben nasılım. Benim türüm ne. Hey soru çok basit gitmem gereken yol neresi sevmem gereken şarkı hangisi hangi dili kullanmalıyım hangi renk benim hangisi yakışıyor bana. Ben neyim ruhi bey. Hay lanet olası. Hangi yöne gitsem yok oluyorum. Rengim yok. Sesim yok. Ellerim yok. Gözüm yok. Neden bu kadar yok. BAK İŞTE YİNE GELDİLER ACELE YAZIYORUM ÇÜNKÜ BİRAZDAN BİR ŞEY DURDURACAK BENİ VE ZATEN OLMAYAN sesimi kesecek. Ve ben tüm yazdıklarımın üzerine kusacağım. Sonra yine bulanacak midem ve yok edeceğim yeniden yazdıklarımı. Canıcehenneme. Bi yerden hatırlıyorum biyerinden hatırlıyorum birinden hatırlıyorum benim değil hiç birisi benim yok ellerim yok tutamamki.yalan söyledim ve hep yalandan yürüdüm yalandan uyudum yalandan hep.

aha ha ömür hanım sen kim misin söylememi ister misin? Gücün var mı ömür hanım. Ne yaptınız ömür hanım kendinize soru sormaktan başka ne yaptınız. Cevabını bile dinlemediniz ömür hanım merak ettiğiniz cevaplar değildi ömür hanım sorunuzu sahnede sorarken sizi kaç kişinin izlediğiydi. Merakınızı gidereyim mi ömür hanım, yoktu kimse..evet buna ne diyorsunuz kimse bakmadı size, şurada birkaç kişi vardı onlarda gürültüden sanırım ömür hanım gittiler.bir tanesi zaten buralardan değil sanırım ilk defa gördüm onu yeniydi sanırım o biraz baktı ömür hanım göz ucuyla ama dalgındı ömür hanım aklı başka yerdeydi. Baktığı siz değildiniz. Ne oldu ömür hanım neden öyle bakıyorsunuz..başka başka kim vardı, oradan geçen biri vardı ömür hanım şöyle bir durdu baktı ve hızlıca uzaklaştı. Kızmayın ömür hanım durun sanırım acelesi vardı bir yere yetişecekti. Hah durun durun bir saniye biri vardı durdu o..baktı..hatta bir banka oturdu size baktı ömür hanım uzun uzun baktı size.baktığı sizdiniz.sonra kalktı ve gitti ömür hanım..bakmayın öyle çok yorgun görünüyordu..ben anlayamadım dinlenmek için mi oturdu yoksa sizi dinlemek için mi? Dinlendiği için mi kalktı, yoksa sizin söyledikleriniz onu daha çok mu yordu? Yükü çoktu belki..Bilemiyorum ömür hanım.
Hadi şimdi git. Güçlen ve gel. Bir sonraki görüşmemize daha güçlü ol tamammı ve bende cesaret edebileyim sana gerçeği söylemeye. Çünkü kan görmek istemiyorum ömür hanım. Sorun istemiyorum anlıyor musun sorun istemiyorum. Evet istediğim bu değil. Senin gibi çok geliyor ömür hanım her gün yüzlercesi geliyor. Hepsi kaybolmuş ömür hanım hepsi yer istiyor hepsi bir yerinin olduğuna inanıyor diyorlarki ömür hanım bu değil ne bu yahu ben bu muyum diyorlar benimburda ne işim var diyorlar sürekli diyorlar ömür hanım o kadar bencillerki okadar istiyorlarki hem ağlıyorlar ömür hanım hem şefkat istiyorlar hem kırıp döküyorlar ömür hanım bakın ortalığa ne kadar dağınık bakın her yan kan EVETBUSUNUZ diyemiyorum ömür hanım diyince olmuyor ömür hanım siz anlarsınız ömür hanım meşgulüm şu an yokluğunuz yoksunluğunuzla gidin şimdi ömür hanım gidin ve ömür hanım tek önerim yazdıklarızı okumadan kapatın sayfayı bir daha bakmayın ömür hanım giderken şu çöpleride alırmısınız çok teşekkür ederim haa yok onlar lazım ömür hanım sadece şuradakiler evet evet onlar…ömür hanım onları atmayı unutmayın…başkalarının çöpleri ile dolaşmayın ömür hanım yakışık almaz..

nEymişşş

dümenden bir birlikteliktense gerçek bir ayrılığı tercih ederim..
nasıl laf... değişik
daha erdemli ve katlanması daha kolay.. tabi
ancak ayrıldığımızda anlıyorum birlikte olduğumuzu..
evet

30 Mart 2008 Pazar

dur hemen biloğumada yazayım

ben her bahar uyurum la la lala laaa..güzel uyurum..
polenlerden sanırım
tabi
evet
ı
Artık not almıyorum, notlara da dönüp bakmıyorum çünkü, unutuyorum kalıyor öyle. Kapanmıyor dosyalar, birikiyorlar, ataç takıp klasörler ve klasörlere isimler verir üst üste dizerdim önceden artık yapmıyorum öyle. Koyuyorum ataçsız dosyasız, sonra ne oluyor onlara bilmiyorum. Hakikaten ne oluyor onlar?Arada bir şeyler soruyorlar, gözlerimi kapatıyorum bir kağıt çekiyorum yığının içinden ve okumaya başlıyorum içindekileri sonra gözümü kağıttan ayırmadan başım eğik duruyorum öyle. Kaldırdığımda kafamı gitmiş oluyorlar. Nereye gidiyorlar?

ıı
Kaybolmama izin veriyorsun, bu ilginç işte. Neden bu kadar rahatsın? İstediğimde bulurum diye düşünüyorsun o halde? Bulamazsan? Yani çok derinlere doğru gidersem gözümü karartıp, karanlık ve ıslak yollardan ormana saparsam gözlerimi kapatıp, korkudan çılgına dönsem de yine de dönmezsem geri, devam edersem karanlık sonsuzluğa doğru korktukça koşmaya başlarsam hızla uzaklaşırsam ışıktan sesten sizden senden..bir daha dönmesem geri? Bunları bilseydin yine de bu kadar kolay bırakır mıydın beni boşluğa?

kala-balık

ne oluyoruz ayol, durun biraz , önce bir gözlerimi açayım, sabah sabah üşüştünüz yine başıma... ne kalabalık geldik sığamadık yine yollara otobüslere, atlatmak için ne yaptımsa yemediler, olmadı, aman da ne uyanıklarmış, hatta hiç uyumaz acıkmaz yorulmaz susamazlarmış, aman da ne güzellermiş, hepsi dizilmiş karşıma hep beraber duruyoruz ayakta..hadi bakalım..günaydınlar sizede..
yerleşik duygular içerisinde yüzmek istiyorum..

28 Mart 2008 Cuma

vazgectimben

duruyorum, öyle duruyorum, kıpırdamıyorum hiç, ağzımı açsam duyulacak her yandan fırtınanın seni. ama burun deliklerime kadar kapatıyorum. bu nedenle yaptırdım bu maskeyi, gürültümü içime hapsetmek için. dokunmuyorum, duruyorum öyle, istediğimden değil, duruyorumda iyi bok yiyorum, korkuyorum yalnızca, belki de vazgeçtim..evet vazgeçtim ben
tanrım nasıl bir kelime bu vazgeçtim, ağır mı hafif mi bilemedim, geçtim ama nasıl vaz hmm
vazzzzzzzzz
devam ediyor fırtına
maskem yüzümde
içimde dinmeyen gürültü
sessizce yürüyorum
gürültülü sokaklarda
iki ayrı gürültülü nehir
karışmadan akıyor
bedenimle ayırıyorum

26 Mart 2008 Çarşamba

into the wild

...you are wrong if you think that the joy of life comes principally from human relationships.
it' s in everything.

: (

- damdakiguş l' m gonna miss you when you go.
- l'll miss you too, ömür.

25 Mart 2008 Salı

kumşarapkum


çatıda yağmurun ve senin ayak seslerin damdaki guş..

bir şişe şarap içilmiş gecenin devamındaki ilk sabahtı işte..nasıl olayım, kendimi alayım tutayım elimden çıkayım yola dedim ama dokunduğum her yanım kum tanelerine dönüştü aktı gitti..şarap içtim bu nedenle..şarabın dibine çöktü kum taneleri, kapatıp ağzını şişenin ters çevirdim yavaş yavaş aktı kum aktıkça başka bir şekle dönüştü sonra şekiller kayboldu..şarapla birlite kumu da içtim..hepsi içimde şimdi..hapsettim..

24 Mart 2008 Pazartesi

lamented

bi nevii..budur durum

- pekii vitaminlerini aldın mı?
- evet
- şarkılar peki hazır mı? bilirsin işte onlar olmadan zor biraz..
- evet
- o halde zamanı geldi...

When you feel safe
When you feel warm
That's when
I riseThat's when I crawl

Gliding on mist
Hardly a sound
Bring the kiss
Evils abound

In the dead of night
Love bites
Love bites
In the dead of night
Love bites

Into your room
Where in deep sleep
There you lie still
To you I creep

Then I descend
Close to your lips
Across you I bend
You smile as I sip

Now you are mine
In my control
One taste of your life
And I own your soul

Softly you stir
Gently you moan
Lust's in the air
Wake as I groan

In the dead of night
Love bites
Love bites
In the dead of night
Love bites

Love bites you
Invites you
To feast in the night
Excites you
Delights you
It drains you to white
Love bites

You knew at first sight
You'd enjoy my attack
That with my first bite
There'd be no turning back

So come in my arms
I strike any hour
I will return
To trap and devour

In the dead of night
Love bites

judas priest

meselA


merhaba damdaki guş, bugün bir konudan bahsederken araya aslında yaşamadığım bir olayı sıkıştırıverdim. sonra millet bu konuya odaklanmaya başladı ben konuyu atlatmaya çalıştıkça üst üste sorular geliyordu. aslında böyle bir olay YAşamadığımı konuyu daha fazla rasyonalize etmek için uydurduğumu söyleyemezdim. ama o kadar çok odaklanıldıki konuya sona doğru yoruldum tabi kıvırmaktan ve korkarım anlaşıldı uydurmasyonum. neden böyle yapıyorum, ama ne bileyim yapıyoRum arada böyle şeyler..
mesela rasyonalize etmek şeysini kullanmak için şu kadar uydurmam gibi işte, oluyo böyle şeyler damdaki guş..bişeyler yedin mi bugün?

17 Mart 2008 Pazartesi

yeryeryağmurlu

bugün hava

kont-rollü-delilik


Sen zamanı geldiğinde cinnetini yaşarken..
Biz hep kontrollü delirdik baba
İçine delirmesi insanın bilir misin?
İçine patlamak yani..
Bakıyorsun baba dışardan;
Manzara;
Beyaz örtü, üzerine dizilmiş beyaz tabaklar, etrafında gümüş çatallar..
Kadehler..
Ortada bir şamdan düşün baba..
Her şey o kadar muntazam duruma uygun makul..
Ama baba içerde tüm bardaklar kırık, tüm kırık camlar yüreğime batıyor, ciğerlerime, damarlarımı yırtıyor sonra, kan tüm bedenimde delirmişçe dolaşıyor gözlerimi kapatıyor kan, gözlerim baba yalnızca gözlerim kıpkırmızı oluyor, oradan anlaşılabilir belki içimdeki cinnet..bu nedenle kapatıyorum gözlerimi..iyi akşamlar diliyorum..iyi geceler..günaydınlar ediyorum..hoş geldinizler..kolonyalar döküyorum ellere..sohbetler ediyorum..ilk çalışta açıyorum telefonları..kapılara koşuyorum..düzgün oturup kalkıyorum..yüksek sesle konuşmuyorum..önce dinliyorum karşıdakini sonra konuşuyorum..yüzümden eksik etmiyorum gülümsememi..yol veriyorum..tükürmüyorum yerlere..tuzsuz demiyorum yiyorum..acı demiyorum, ekşi demiyorum içiyorum..özür diliyorum..
Manzaraya bakarsan baba, şöyle bir çöl düşün..dümdüz sonu görünmeyen bir kum..halı gibi..deniz gibi..dümdüz..pürüzsüz..sorunsuz..kırıksız..kum ince kum her yer..her şeyi örtmeye yeter…

babannemiçin

13.12.2007 - babannem öldü
babanneme;
Şehrin kaldırım taşları üzerinde çamura bulanmış balıkpulları. her ayak basışında biraz daha gömülüyor çamura, ancak bazen ayakkabılar altında tüm şehri dolaşıyor balıkpulları..
13.12.07 / buğdaytanesiyılı

zamanıgeldi

biri elini kafamın içine sokup parmaklarını kollarıma geçirse ağzımı dikse ve oynatmaya başlasa beni hiç şaşırmam
kuklalar için uyku vakti
ne sesi o çan mı?

kıvrımlar


Şemsiyemi astım ruhumun kıvrımlarına
Eğilmelerim ve bükülmelerim bu nedenle..
Hazırlıklıyım tüm yağmurlarına hayat!

kolye

Kadın oturdu, hemen yanına da adam..
Karşılarında da ben..
Erkendi henüz
Ne için erkendi henüz, ne için – ıı henüz değildi..
Çay içebilirdiniz yürüyebilirdiniz ama karpuz yemek için erkendi henüz, karpuz yenmez sabah sabah, ama sevişebilirdiniz koşabilirdiniz yani yapabilecek çok şey vardı ama çığlık atmadan,
dünyayı turlayabilirdiniz hatta ama çığlık atmadan, çığlık için erkendi henüz, çığlık atmadan olurmuydu, olurdu sabahtı..
Adam kadına bakmamak için her noktasına baktı otobüsün..gözün yaptığı bu kontrollü tur sırasında iki kez göz göze geldik..kadın duruyordu avuçları kapalı..
Sabahtı henüz kırılmak için çok sabahtı henüz yalan için de çok sabahtı gün çok tazeydi henüz taşıyamazdı henüz daha dünkü çocuktu gün ağzı süt kokuyordu günün..
Akşamdan mı kalmıştı kırgınlıkları..
O halde dün henüz bitmemişti onlar için. İki insan karşımda dünü yaşıyorken ben bugün de idim, bugüne geçememişlerdi..bir geçselerdi bir başlasalardı bu güne..gün aydın olur muydu ki?
Demek o yüzden di uzaklıkları bana..bu kalabalıkta kaç kişiydik bugünde acaba?
Kapadı gözlerini kadın, açtığında burada olmamayı diledi, iki adım öteye uyanmayı belki, başka bir zamana uyanmayı..açtığında gözlerini ordaydım ona gerçekliği hatırlatmak için zaman beni görevlendirmişti..aa ne büyük bir ironi..daha varlık sebebini bilemeyen ben size gerçeği hatırlatmakla görevlendirildim, kanımın son damlasına kadar gerçeğim, karşınız da duruyorum bene zeval olmaz.. olmamayı diledim..
İşe yaramamıştı..oradaydı kadın..tekrar kapatsın istedim..açtığında orda olmamayı diledim..boş koltuk aradım..kadın kapattığında gözlerini o boş koltuğa geçecektim, açtığında gerçek olacaktı ancak değiştirmiş olacaktık gerçeği, her şeyi hazırladım, hadi kapat gözlerini..kapatmadı kadın..
Okurken eğlendiren düşündüren yazılar okumaya başladı adam..
Okurken eğlendi mi? Düşünerek eğlenir mi insan?
Okurken takla attıran yazılar var mıdır?
Okurken yok eden yazılar üçüncü cümlede boyut değiştirdiğin yazılar olmak istedim…
Yola takıldı kadının gözleri avuçları kapalı..
Nerde kaldı gözleri, hangi rahat uykulu evin balkonunda kim bilir..belkide sessizce sürüklendi yatak odasına çoktan uyudu kimbilir..
Kim bilir şu benim avcumda sıkı sıkı tuttuğum henüz sabahken yolda bulduğum bir kadına ait olan kolye sizindir, o bahsi geçen bir kadın siz misiniz? Eğer sizseniz tanıyorum sizi.. henüz sabah başladım düşünmeye sizi..öylece yatıyordu kolye yerde ama yanında duran plastik eldiveni anlamadım..siz anlarmıydınız? Onu almadım..kolyeyi aldım ama eldiveni almadım..ama aklım eldivende kolye avuçlarım da..hep bıraktıklarımız kalıyor aklımız da değilmi? Öylece tüm gizemleriyle kalıyorlar bıraktıklarımızın arasında…kolyenin hükmü kalmıyor eldivenin gizemi altın da tüm varlığına rağmen eksik kalıyor hep…
Rüzgar da saçları dağılmayan kadınlar vardır siz onlardan değilsiniz…
Gitmem gerek benim bayan..hoşçakalındünde..

ömür

şarap

Şarap lekesi elbisemdeki..yıkadım elbisemi kalmadı izi şarabın..izi gitti ama kokusu kaldı..rengi yok ama kokusu var..

Bir resim çizersin havaya aylar sonra düşer yerini bulur..bir toz bulutu yükselir düştüğü yerde o kadar..

05.01.2008

13 Mart 2008 Perşembe

sorun değil..

Yaprak 1
Su damlası 1
(bir günü bir damlaya sığdırmak…)

Egomdan önce uyandım bugün, egomdan önce yola çıktım. Şemsiye ne komik bir icat. Egom yok şemsiyeye ihtiyacım var. Belki de tam tersi egom yok şemsiyeye gerekte yok. Egom uyuya dursun ben yürüyeyim yağmurda. Ya da tam tersi ben uyuyayım egom yürüsün. Islanır mıydı.. Onunda şemsiyeye ihtiyacı var mıydı? Egom uyuyor ben yürüyorum. Yeni öğrenmiş gibiyim yürümeyi. Sarılmak istiyorum yolda gördüğüm tüm canlılara. Egom olmadığını anlarlar mı? Biraz dikkatli baksalar evet. Ama anormal bir durum yok kimse bakmıyor bana sanki. Günaydın otobüs , günaydın bilet, günaydın yol, günaydın adam, günaydın deniz, günaydın mavi. Bugün tekim yolda, yanımdaki koltuk boş. Egom evde uyuyor yatağımda. Daha hafifim sanki biraz. Başım dönüyor gibi. Gelecekten daha öndeyim sanki, hayatımın sonuyum. Bekliyorum gelecek bana güvenle gelsin diye, sanki korkmasın diye gelirken yolun sonunda bekliyorum kucak açıyorum, düşecek gibi olursa koşup tutarım elinden. Ve tüm dünyayı sarabilirim. Sorun değil diyorum, sorun değil, sürekli bunu diyorum sorun değil. Egomun kucağında komplekslerim uyuyor, güvende ve sıcak. Egom şefkatle büyütüyor komplekslerimi.
Camlı binadan içeri girdim, güvenlik insanına günaydın diyorum.. günaydın diyor ve hemen arkasında egom ve yanında egomun eline bir çocuk gibi yapışmış komplekslerim duruyor.
Beni bekliyorlar…

sabah olur bunlar

(her şeyi kararında yapicaksın, her şeyi tadında bırakacaksın, bileceksin tadını, ne kadar baktın oldu pat diye bırakacaksın..makul olacaksın makul..mahçup lu bir makullük olacak bu..odanda gibi davranmicaksin başkasının dünyası burası diyeceksin nasil bulduysan oyle bırakacaksınki anlaşılmasın senin geldiğin, hiçbir iz bırakmayacaksın silineceksin..NASIL BUYDUYSAN ÖYLE BIRAK…nerde kaldı insanın özneliği nerde? Herkesin öznesi kendine demekki… ya da herkes kendine özne.. Hiçbir kattım olmayacaksa niye buldum kardeşim..madem buldum ben de yapiim bişiler..bırakın yahu..silineyim mi? Silin beni..)

ben : b
bilinmeyen kişilik : b

b-Günaydın

b-Öyle mi? Ne zaman aydı? Bak hiç fark etmedim, demek aydı ha..Yaklaşık 6 ay oldu hatun başlayalı hala bilmiyorum adını..öğreneyim, dur defterime bunuda yazayım..

b- Naaptınız akşam?

b- biz mi? ben..Malazgirtteydim savaşta
b- Aa süper, ne yaptınız
b- Yaklaşık 1000 adam biçtik
b- Ah iyi yaa değişiklik dinlenmişsindir biraz, ne yediniz
b- Dana buğulama, yetmedi biçtiğimiz adamları
b- Süper, bende sadece salata yedim, nasıl zayıflamışım dimi biraz
b- Tabi tabi bence 1 taaaanee peynir tozu, zeytin kokusu, domates kabuğu ve salatalık büyüsü ye daha iyi gelir
b- Hadi canım kolay gelsin sana benim mailler birikmiştir yine

Neyse nerde kalmıştık, hah diyodumki makul olacaksın, öle sabahın koründe bağırarak amorphis mi dinlenir iş yeri kardeşim burası yok ben dinleyecem diyorsan jan anderson filan dinle..nı nı nı nııııııı..ne korkutuyon milleti..

dağılın..

testortamı

anaa benim ortam test ortamıymış.. o yüzden böyle..anlaadım

12 Mart 2008 Çarşamba

listen damdaki guş..evet

ensiferum
wanderer

In time bleeding wounds will heal
Unlike some which are too deep to see
Like scars in a nomad's soul
Their mending is so slow

Not the shout of a hundred enemies
Can make me feel fear inside me
But when sun sets and the cold arrives
With crushing solitude in the darkness of night

He will ride across land and time
To find a way through this endless night
There's a storm in his heart and the fire burns his soul
But the wanderer's part is to ride alone

With bare hands he has taken many lives
He's had a hundred women by his side
From enchanted woods through the freezing north
He's known on every sea and far beyond

As the moon grows and the circle is complete
He lies down and waits for sleep
But there's always a scenery in his mind
Of all the beauty he once left behind

He will ride across land and time
To find a way through this endless night
There's a storm in his heart and the fire burns his soul
But the wanderer's part is to ride alone

bozkırda

bozkır, bütün dikenler saplanmış bozkırın kalbine..çıkar çıkarabilirsen..yok umut olabildiğine bozkır var sadece..dikkatli bakarsan yakacak olarak kullanmak için sırtına çoban çıralarını yüklemiş yaşlı bir adam. tanrım bu ne..nefes almalıyım..su belki ya da kolum uzanırsa minibara 10 ytl lik bir bira..daha çok batıyor dikenler toprağın kalbine..kanatıyor..acıtıyor..ve rüzgar sert esiyor bozkırda..saat hep aynı kalıyor..bir çay geliyor bişey gidiyor ama zaman gitmiyor öylece üzerine kalıyor zaman çöküyor..eternal sunshine of the spotless mind ..senin yüreğinde bozkır gibi, ne tutunacak bir dal ne sığınacak kuytu bir köşe bulursun, ortada kalırsın tekbaşına...
tekbaşına bozkırda bir gece daha fazla korkutamaz beni senin yüreğinin yüzeyinde geçireceğim bir geceden.yeni kitabımın adı bu olsun : )
aman tanrım..dünya nasılda hor görüyorsun beni bizi..o bozkırdan bu bozkıra..ne zor bir gece..hakkatten

şusaniyeölsemşusaniyebirnedeniolurölümümün

damdaki guş! zamanın ilerlemesi hüzünlendiriyor beni , okuduğum kitapların kalacak olması öyle, yazdığım günlüklerin kalması öyle tek başına ben öldükten sonra..ölümüm hüzün veriyor bana her an olabilir öyle şu an şu saniye ölebilirim örneğin kimse aksini iddia edemez, bir neden bulunur. Tek başıma kahvaltı yaptım çok hüzünlendim yine , tek başına yemek hüzünlendiriyor beni, birilerinin tek başına bir şey yemesi hüzünlendiriyor beni ..
Başımızdaki şapka ve dudaklarımızdaki kıvrım çizgisi off ne hüzün verici..

artık..

Artık not almıyorum, notlara da dönüp bakmıyorum çünkü, unutuyorum kalıyor öyle. Kapanmıyor dosyalar, birikiyorlar, ataç takıp klasörler ve klasörlere isimler verir üst üste dizerdim önceden artık yapmıyorum öyle. Koyuyorum ataçsız dosyasız, sonra ne oluyor onlara bilmiyorum. Arada bir şeyler soruyorlar, gözlerimi kapatıyorum bir kağıt çekiyorum yığının içinden ve okumaya başlıyorum içindekileri sonra başımı önüme eğiyor ve masamdaki kağıda bakmaya başlıyorum yeniden. Kaldırdığımda kafamı gitmiş oluyorlar.
yüzme bilmiyorum bugün de..

9 Mart 2008 Pazar

2 aydır aynı şarkıları dinliyorum..sorun olur mu?

8 Mart 2008 Cumartesi

neyse işte

dinle damdaki guş..

gözlerimi kapattığımda..bir çaydanlık görüyorum.bir zincire bağlanmış yukarıdan işte..altında ateş..içinde kaynayan su ve etrafı isle kaplanmış..

7 Mart 2008 Cuma

OLMADI

olmadı bende hiç bir şey yolunda gitmedi, ben birşeyler umdum tabi ki ummadım değil, ama hummalı çalıştım mı onun için yok..öyle olmadı..kafam karışık benim..net acı istiyorum..safkan

ensiferum



ensiferum
dinleyelim dağılsın saçlarımız...

14 Şubat 2008 Perşembe

henüz sabahtı oysa..

Bir kavanoz, evet ihtiyacım olan bir kavanoz, kapağı sıkıca kapatılmış, oksijenimin bitmesi inanın hiç sorun değil yeter ki hiçbir ses hiçbir nefes ulaşamasın bana, her temasımda arada soğuk ve pürüzsüz bir cam olsun yeter ki. Robotun hızla çektiği masa örtüsünü kavanozumun üzerini kapladı, güneş ile temasımda kesildi. Tüm vücudum yaşadığım sinir harbi ile sabah sabah titrerken insanlıktan çıkmak istiyorum, tam da siz kavanozumu fark edip tüm yapışkan duyarlılığınızla kaldırdığınızda örtümü yeşil ve iğrenç bir küfe dönüşmüş olmayı istiyorum, daha fazla daha fazla yabancılaşmak istiyorum,
Robota vererek ankastre fırında pişirilmesi suretiyle kurtulmalıyım yüreğimden, ancak o zaman çıkabilirim kavanozumdan yüreğimden geri kalan manasız boşluğa da kalp şeklindeki yastıklardan koyarım rengi kırmızı olan, belki de bir sevimli ayı..seni seviyorum seni seviyorum diye bağırır çiftliğinde alii babanın..


ek olarak :






















şarkı olarak:
joy division - she lost kontrol

13 Şubat 2008 Çarşamba


biraz daha bekleyeyim..belki deliririm...