elinde bir not defteri ile yıllardır izliyormuş beni, her hareketimi not etmiş, hiç bıkmadan yıllarca hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan not etmiş defterine, her yerde takip etmiş beni. Ne varsa hayatımda o defterde şimdi. Yaşananları yazmış olduğu gibi, konuşmalarımı yazmış ne anladıysa, ağlamalarımı yazmış, durmalarımı yürümelerimi hiçbir şey atlamamış üşenmemiş yazmış. Şimdi kendi yoluna gitmek istiyor ve defteri bana vermek istiyor.
ne diyorsun damdaki guş?
29 Nisan 2008 Salı
23 Nisan 2008 Çarşamba
zamanı geldiğinde
o yıldızı göreceğimi biliyordum birgün...bir gün boşlukta asılı tüm hareketlerin bir yeri olacağını biliyordum..zamansız tüm sözlerin zamanı gelecek bir gün...
23.02.2007
23.02.2007
net olmayan gidişler
gidebiliyorduk önceden damdaki kuş alıp başımızı bazen..öyle çok uzaklara değil..net gidişler değil..gittiğimiz yerden çok zaman geçirmeden dönüyorduk geriye ama olsun ne güzel gidişlerdi..
22 Nisan 2008 Salı
20 Nisan 2008 Pazar
benim yüzeceğim sular hangi nehirde
kötü bir tat ağzımda, tüm damarlarımda ağrı, uzatsam şu an ellerimi titreceyecek biliyorum. korkutucu bir gün korkutucu bir sabah. bunalıyorum. atmak istiyorum üzerimdeki kalın siyah örtüyü artık. vakti gelmiştirde çoktan geçmiştir hatta. ya ben örtüyü atmalıyım ya da yağmur yağmalı hiç durmadan. ne yağmur yağıyor ne ben örtüyü atıyorum. terliyorum. soğuk su içiyorum fayda etmiyor. kafamdan aşağı boşaltmayı denemeliyim içmek yerine belki de. benimde yüzeceğim denizler olmalı kainatta. terlemeden yürüyebileceğim sokaklar olmalı bu şehirde. benimde nefes alacağım bir gökyüzü. benimde çığlığım olmalı. sabah 08:23 canım bira istiyor. bir parmak sallanıyor beyaz parlak bir ışıkta - şşşş ıı alkolizm belirtileri bunlar! nasıl da rahat sallıyor parmağını, nasılda rahat bakıyor bana beyaz ışıkta gözleri kamaşmıyor yüzü kızarmıyor..kim lan bu.. evet lan diyorum öyleyse öyle. bu dönem böyle. tamam o dönemde böyleydi şu dönemde böyle olacak. sabah sekiz akşam sekiz ne fark ederki aynı amaç için içiyoruz işte. aynı boşluk için ya da aynı yokluk için işte. sabah sekizde yani uyandığımda cehenneminize aynı zamanda yokluğumun içine uyanıyorum..
yüzme bilmiyorum biliyorum ellerimi uzatsan titreyecek biliyorum..
yüzme bilmiyorum biliyorum ellerimi uzatsan titreyecek biliyorum..
19 Nisan 2008 Cumartesi
kolye
Kim bilir şu benim avucumda sıkı sıkı tuttuğum henüz sabahken yolda bulduğum bir kadına ait olan kolye sizindir, o bahsi geçen bir kadın siz misiniz? Eğer sizseniz tanıyorum sizi.. henüz sabah başladım düşünmeye sizi..öylece yatıyordu kolye yerde ama yanında duran plastik eldiveni anlamadım..siz anlarmıydınız? Onu almadım..kolyeyi aldım ama eldiveni almadım..ama aklım eldivende kolye avuçlarım da..hep bıraktıklarımız kalıyor aklımız da değilmi? Öylece tüm gizemleriyle kalıyorlar bıraktıklarımızın arasında…kolyenin hükmü kalmıyor eldivenin gizemi altında tüm varlığına rağmen eksik kalıyor hep…
18 Nisan 2008 Cuma
15 Nisan 2008 Salı
delilerde yazıyordu o gün ne güzel bir gündü
bir delinin yere düşen notları savruldu ve teker teker dolandı ayaklarınıza, süründü yerlerde sabahın köründe, farkında olduğunuz tek şey saat - geç kalmış bir otobüs- geç kalınmış bir iş ve koku- meşguldünüz..uzaklaşmanıza neden olan kokusundan başka bir de yazdıkları vardı.yalnızca koku kaldı aklınızda.aklımızda.
(okuyabildiklerim..)
hayırdır abi? neyiniz var..bilmiyor musunuz? yoksa içinizde konuşamıyor musunuz? hiç kursa gittiniz mi?
16.04.2008 sabah durak
bir delinin yere düşen notları. kağıdı yerden alma gereği duymadan tarafımca ayakta okunmuştur.belki tarafımca korkulduğundan - oturduğu yerden notlarına bakan delinin gözlerinden- (belki de deli olmayanların gözlerinden) kağıt yerden alınıp elde okunmaya hatta çantasına konulmaya cesaret edilememiştir tarafımdan.
not: notların pek farkı yoktu tarafımca yazılan notlardan..
(okuyabildiklerim..)
hayırdır abi? neyiniz var..bilmiyor musunuz? yoksa içinizde konuşamıyor musunuz? hiç kursa gittiniz mi?
16.04.2008 sabah durak
bir delinin yere düşen notları. kağıdı yerden alma gereği duymadan tarafımca ayakta okunmuştur.belki tarafımca korkulduğundan - oturduğu yerden notlarına bakan delinin gözlerinden- (belki de deli olmayanların gözlerinden) kağıt yerden alınıp elde okunmaya hatta çantasına konulmaya cesaret edilememiştir tarafımdan.
not: notların pek farkı yoktu tarafımca yazılan notlardan..
12 Nisan 2008 Cumartesi
6 Nisan 2008 Pazar
gerek-li-miydi?
en uzun yolu seçmenin nedeni nedir bu vadiye ulaşmak için? en zor yollardan sırtına bir sürü gereksiz yük alarak gelmenin nedeni nedir? ya bu çamur..nerelere bulaştın? gerekli miydi?
1 Nisan 2008 Salı
yağmur
bu sayılmaz! baştan..
Sonunda hiçbir şey olmuyor hikayenin. Aslında çok şey umularak çıkılıyor yola. Tüm bedenle sarılıyor, kan içinde kalınıyor sonra sona gelmeden yorgun düşülüyor. Belki yeterince inanç olmadığından, sonra içgüdüsel olarak tekrar deneniyor ama yokluk kendini gösteriyor her zaman tek başına olmuyor. Ruh tatmin olamıyor. Sonra bilinmeyen aslında ruhtan en uzak ama o an en yakın yoldan sapılıyor. Belki diyor. Ama biliyor gittikçe uzaklaştığını etrafında dolaşıyor hep ama içine giremiyor. Tam kapının önünden geçiyor ama içine girmek çok uzak. Ve kabulleniyor ruh. Ve biliyor orgazmdan çok uzak olduğunu. Ve kendini avutuyor ruh. Yetinmeyi biliyor. Sonuna kadar doldurmuyor bardağı, kana kana içemiyor tam yarıda kesiyor. Kendini biliyor. Ne yapacağını bilemiyor.
Ruh;
- Yüzmeyi bilmeyenlerin, ağırlık bağlamalarına gerek yok ölmek için…
Tam çığlık atacakken susmayı öğreniyor ruh. Haddini biliyor, çizilen yerden gidiyor, çizgiyi aşmıyor. Bu sebepten seviniyor, rahat ediyor ruh.
Ruh;
- Hayallerimi de öğrettiler. Aya baktığımda bisikletli çocuğu görmeyi ummanın dışında başka bir hayalim yok.
Sahnelere oynuyor bazen, en arka koltukta zannederken kendisini yakalıyor kendini ve kulağını çekiyor. Eğiyor başını önüne aynı cümleleri okuyor yeniden. Bütün cümleleri biliyor, bildiği cümleleri yine okuyor yine biliyor. Hep aynı şeyi biliyor…
Sabit bir değer olmak istiyor. Girdiği tüm tepkimelerden etkilenmeden çıkmak istiyor. Formül onu bağlamasın istiyor, ona bakarak bozulsun istiyor girdiği tüm tepkimeler.
Sabit bir değer olmak zor…
Ruh;
- Hep başkasının bahçesindeyim ve yediğim tüm elmalar çalıntı. Ve anladım ki böyle doğuyor insan benim hiçbir zaman bir bahçem olmayacak. Daralanlar festivali düzenleseler ya. Herkes göstersin nasıl daraldığını, nasıl sıkıştığını nasıl gömüldüğünü toprağa. En iyi bunalana ödül verilse, ödüle boğulsa… Ölmek istemiyordum. Bedenimden kurtulmak istiyordum yalnızca. Bedenim acı çektiriyordu çünkü bana, hapsediyor, köşeye sıkıştırıyor, çaresizleştiriyor. Buna bir son vermeliydi. Ölmek değildi istediğim, hatta daha çok yaşamak istiyordum. Ama yeniden başlamak istiyorum, bu sayılmaz baştan..Sadece yaşamak istiyorum bedenim olmadan ama kendi bahçemde.
Sabit bir değer olmak kolay…diye düşünürken muavinin sesiyle sıçrıyor ruh koltuğundan.
Muavin;
- Doğumdan ölüme seyahat eden Bi duramadınız yerinizde Turizmin sayın yolcuları, sorarım size nedendir bu yer değiştirmeler, neden kaçıştır ya da neyi kovalamaktır. Bakın ben duruyorum, yer değiştirmiyorum. Geldiğim yer kadar geri gidiyorum. Bu nedenle yer değiştirmemiş oluyorum. En azından ben durduğumu biliyorum. Tek yaptığım yolculara hareket zamanını bildirmek..ha bu arada ne diyecektim ben sizlere; oyunumuz yalan arayışı ve depolama ihtiyacınız için yarım saatlik mola vermiştir, mola süreniz dolunca lütfen oyundaki yerlerinizi almanız önemle rica olunur.
Yol kenarındaki ağaç;
- Ben pek kımıldamıyorum yerimden. Çünkü zamanı bilmek için durmak gerekiyor. Zaman akıyor sizler akıyorsunuz. Bir çift parlak gözsünüz benim için karanlık yolda. Ben bir karartı sizin için yol kenarında. Sizler mola veriyorsunuz bu akışa, soluklanıyorsunuz yanımda bazen. Ve sonra devam ediyorsunuz, size iyi yolculuklar, durduğunuz için teşekkürler.
Ruh;
- Ben hiç yere tükürmedim. Hiç koltuğumu arkaya yatırmadım otobüslerde. Bana verilen yere sığışmaya çalıştım hep. Molalara inmedim, insem bile mola sürem dolmadan yerimi almayı bildim otobüsümde.
Muavin;
- Bi duramadınız yerinizde Turizmin sayın yolcuları; mola süreniz dolmuştur, lütfen oyundaki yerlerinizi alınız. Eğer yeriniz kalmışsa tabi.
Doğumdan ölüme
Baştan sona
Ayvadan nara
Bahçeden bağa
Ağaçtan ormana
Dönmeli yurduma :)
Ve kaldığı yerden devam eder hikaye son hızla…
Muavin;
- Ya aşağıda yolcu kalmışsa?
Ruh;
- Yüzmeyi bilmeyenlerin, ağırlık bağlamalarına gerek yok ölmek için…
Tam çığlık atacakken susmayı öğreniyor ruh. Haddini biliyor, çizilen yerden gidiyor, çizgiyi aşmıyor. Bu sebepten seviniyor, rahat ediyor ruh.
Ruh;
- Hayallerimi de öğrettiler. Aya baktığımda bisikletli çocuğu görmeyi ummanın dışında başka bir hayalim yok.
Sahnelere oynuyor bazen, en arka koltukta zannederken kendisini yakalıyor kendini ve kulağını çekiyor. Eğiyor başını önüne aynı cümleleri okuyor yeniden. Bütün cümleleri biliyor, bildiği cümleleri yine okuyor yine biliyor. Hep aynı şeyi biliyor…
Sabit bir değer olmak istiyor. Girdiği tüm tepkimelerden etkilenmeden çıkmak istiyor. Formül onu bağlamasın istiyor, ona bakarak bozulsun istiyor girdiği tüm tepkimeler.
Sabit bir değer olmak zor…
Ruh;
- Hep başkasının bahçesindeyim ve yediğim tüm elmalar çalıntı. Ve anladım ki böyle doğuyor insan benim hiçbir zaman bir bahçem olmayacak. Daralanlar festivali düzenleseler ya. Herkes göstersin nasıl daraldığını, nasıl sıkıştığını nasıl gömüldüğünü toprağa. En iyi bunalana ödül verilse, ödüle boğulsa… Ölmek istemiyordum. Bedenimden kurtulmak istiyordum yalnızca. Bedenim acı çektiriyordu çünkü bana, hapsediyor, köşeye sıkıştırıyor, çaresizleştiriyor. Buna bir son vermeliydi. Ölmek değildi istediğim, hatta daha çok yaşamak istiyordum. Ama yeniden başlamak istiyorum, bu sayılmaz baştan..Sadece yaşamak istiyorum bedenim olmadan ama kendi bahçemde.
Sabit bir değer olmak kolay…diye düşünürken muavinin sesiyle sıçrıyor ruh koltuğundan.
Muavin;
- Doğumdan ölüme seyahat eden Bi duramadınız yerinizde Turizmin sayın yolcuları, sorarım size nedendir bu yer değiştirmeler, neden kaçıştır ya da neyi kovalamaktır. Bakın ben duruyorum, yer değiştirmiyorum. Geldiğim yer kadar geri gidiyorum. Bu nedenle yer değiştirmemiş oluyorum. En azından ben durduğumu biliyorum. Tek yaptığım yolculara hareket zamanını bildirmek..ha bu arada ne diyecektim ben sizlere; oyunumuz yalan arayışı ve depolama ihtiyacınız için yarım saatlik mola vermiştir, mola süreniz dolunca lütfen oyundaki yerlerinizi almanız önemle rica olunur.
Yol kenarındaki ağaç;
- Ben pek kımıldamıyorum yerimden. Çünkü zamanı bilmek için durmak gerekiyor. Zaman akıyor sizler akıyorsunuz. Bir çift parlak gözsünüz benim için karanlık yolda. Ben bir karartı sizin için yol kenarında. Sizler mola veriyorsunuz bu akışa, soluklanıyorsunuz yanımda bazen. Ve sonra devam ediyorsunuz, size iyi yolculuklar, durduğunuz için teşekkürler.
Ruh;
- Ben hiç yere tükürmedim. Hiç koltuğumu arkaya yatırmadım otobüslerde. Bana verilen yere sığışmaya çalıştım hep. Molalara inmedim, insem bile mola sürem dolmadan yerimi almayı bildim otobüsümde.
Muavin;
- Bi duramadınız yerinizde Turizmin sayın yolcuları; mola süreniz dolmuştur, lütfen oyundaki yerlerinizi alınız. Eğer yeriniz kalmışsa tabi.
Doğumdan ölüme
Baştan sona
Ayvadan nara
Bahçeden bağa
Ağaçtan ormana
Dönmeli yurduma :)
Ve kaldığı yerden devam eder hikaye son hızla…
Muavin;
- Ya aşağıda yolcu kalmışsa?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
