31 Mayıs 2008 Cumartesi

iğne

31.05.2008 - rüya

29 Mayıs 2008 Perşembe

toka- laş- mak da neymiş

04.04.2008 (umarım)

Tokalaştık bugün onunla, ruhumda kısa bir seyahatten sonra ona göre ikinci kez bana göre ilk kez tokalaştık. Ki bugün yaptığımız kısa gezinti çok hoş değildi daha çok benim odaklandığım tokalaşmamızdı..başka ruhlarda dolanacağım bu akşam biliyorum. Ne soğuk laf değil mi başka evet başka yerlerde olacağım. Bildiğim yer dışında yani. Ama biliyor musun şu andan itibaren çok sorun etmeyeceğim bunu. Çünkü senin yanındayken de başka yerdeydim ben. Yani yabancıydım ki yine. Yani fark eden çok bir şey yok aslında. Hatta iyi oldu böyle rahatım şimdi ilk kez. Ha ha güçlüyüm………. Anne!

kolye

Çaresiz özlem diyoruz biz buna. Biz kim miyiz , şöyle anlatayım; biz;

Bu dağınıklığın içinde kendimiz için küçük bir düzen istemiyoruz.

Birer birer diziyoruz kırgınlıklarımızı ipe.

Boynumuzda taşıyoruz.

28 Mayıs 2008 Çarşamba

malacandra


'' onun sesinde kan yoktur. onun sesinde kan yerine ışık vardır''

oyarsa - neden böylesine korkuyorsun Thulcandralı Ransom?
ransom - senden korkuyorum Oyarsa, çünkü bana benzemiyorsun ve seni göremiyorum?
oyarsa - bu söylediklerin o kadar da büyük nedenler değil. ikimizde Maleldil'in suretleriyiz.

sesisz gezegenin dışında - c.s.lewis

Posted by Picasa

perşembe

27 Mayıs 2008 Salı

zor

tanrım ne zor insanın kendini taşıması..ahh

20 Mayıs 2008 Salı

31 aralık

aralık
tüm kapılar
kapandı artık
kapalı artık

21.12.2005/otobüs

12 aralık

bugün 12 aralık
ve sanki hala bir
kapı var
aralık..

12.12.2005/metro/sabah

saHİPsiz

bir duruşum yok benim
duruşsuzum ben
bir duruşum yok sana karşı
ya da durduğum yer
sana göre değil
bana göre hiç değil
bize göre değil
durduğum yer sakat benim
duramadığım yerler
duramıyorum
sahipsiz

8 Mayıs 2008 Perşembe

*

'anlatılmamış hikaye yalan doğurur'
ursula k. le guin
seggri meselesi

hiç bir şey olmamış gibi...

7 Mayıs 2008 Çarşamba

güzel günlerdi

yeterince sevilmeyen yeterince nefret edilmeyen günlerdi. yada tam tersi hepsinden yeterince yapılıyordu, yeterince yağ sürülüyordu ekmeğe fazlası değil. çığlık istendiğinde damarlara yeterli dozda enjekte ediliyordu. sancı ile karışık bir ses çıkıyordu rahatlamaya yarıyordu. kavanozlarda taşıyorduk sevgilerimizi, uygun ortam bulduğumuzda çıkartıp çantamızdan kapağını açarak yeterli miktarda kullanıyorduk.
biralarıda 33 cl lik tüplerde içiyorduk işte o biraz o komikti.
güzel günlerdi.

çanta çiçeği

benim derdim size erişmek değil. dikkatinizi çekmek istiyorum yalnızca.yoksa konuştuğunuz dili bilmiyorum. yanızca içinizde bir bahçe olduğunu biliyorum, tanıdık bir bahçe, orada biraz dolaşmak ve belki bir yaprak koparmak istiyorum yalnızca, yoksa çıkardığınız sesleri, yaptığınız hareketleri anlamıyorum.
duvarlarınız geçebileceğim türden değil, kapılarınız çalabileceğim gibi değil, pencerenizin önünde unuttuğunuz bir çiçek var onu biliyorum adı: çanta çiçeği.

sırt çantam nerede!

sırt çantam nerede?
ne zaman uyanmak istemesem sabahları işe gitmek için, sırt çantamı alıp gideceğimi hayal ederek kandırıyorum kendimi, sonra kol çantamı alıp işe gidiyorum.
hesap vermedim kendime bu kandırmaca için, bakışarak anlaştık. anlamadı ama anlar gibi yaptı, eğdi başını önüne kol çantamın içinde sessizce benimle işe geldi.

sınır tanımıyordu kötülük..birilerinin hatırlatması gerekti

insanlardan korkuyorum, çünkü KÖTÜLÜĞÜMÜN bir sınırı yok.